Değerli Yol Arkadaşlarım, Emeğin Ve Alın Terinin Aziz Temsilcileri,
Yılın son gününde, 2025 yılının muhasebesini yaparken sadece geride bıraktığımız günleri değil, biriktirdiğimiz büyük mücadele mirasını da beraberimizde taşıyoruz. Türkiye Sağlık ve Sosyal Hizmet İşçileri Sendikası olarak, emeğin küresel ve yerel kuşatma altında olduğu bir dönemde, Türkiye’nin dört bir yanında nasıl bir direniş kalesi inşa ettiğimizi hep birlikte gördük. 2025 yılı, sağlık işçisinin artık “sessiz kahraman” olmayı reddettiği, haklarını söke söke aldığı bir onur yılı olarak tarihe geçmiştir.
2025 yılı, enflasyonun ve hayat pahalılığının soframızdaki ekmeği küçültmeye çalıştığı bir yıldı. Ancak bizler, sendika olarak sadece ücret pazarlığı yapmadık; bir varoluş mücadelesi verdik. TÜRK-İŞ Genel Merkezimiz ile eş güdümlü olarak yürüttüğümüz eylem planlarıyla, meydanları boş bırakmadık. Ankara’da on binlerin katılımıyla gerçekleştirdiğimiz büyük mitingde, “Zordayız, Geçinemiyoruz” derken sadece bir şikayeti dile getirmedik, çözümün adresi olarak işçiyi işaret ettik. İşçinin cebinden çıkan her kuruşun hesabını sormaya, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınan bir sistem kurulana dek devam edeceğiz.
Yılın en önemli dönüm noktalarından biri, Kırıkkale’de gerçekleştirdiğimiz ve sadece o bölgenin değil, tüm Türkiye’deki sağlık işçilerinin hissiyatına tercüman olan eylemimizdi. Kırıkkale Tıp Fakültesi önünde toplandığımızda tek bir gerçeği haykırdık: Emeğin hakkını gasbedenler, yasaları çiğneyenler ve işçinin rızkına el uzatanlar karşılarında Türkiye Sağlık-İş’in çelikten iradesini bulacaktır. Orada yaptığımız açıklamada da vurguladığımız üzere; “İşçiler hukuk önünde hesap soracak!” sözü bizim için sadece bir slogan değil, bir yol haritasıdır. Keyfi yönetim anlayışıyla işçiyi mağdur edenlerin, yargı kararlarını sümen altı edenlerin ensesinde olmaya devam edeceğiz. Kırıkkale’deki o dik duruş, Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversite hastanelerine ve kamu kurumlarına verilmiş en net gözdağıydı. Bizim olduğumuz yerde adaletsizlik asla karşılıksız kalmayacaktır.
Hükümetin ekonomi politikalarının merkezine “ücretlerin baskılanmasını” koymasına en sert cevabı toplu iş sözleşmesi masalarında verdik. Kamu Çerçeve Protokolü (KÇP) sürecinde, enflasyon karşısında ezilen değil, refah payı ile başı dik duran bir işçi sınıfı için ter döktük. Masada işçinin aleyhine olan her maddeye şerh düşerken, sokakta ve meydanlarda sesimizi yükselttik. “İnsanca Yaşayacak Ücret” talebimiz, sadece bir rakam pazarlığı değil; hastanelerde, laboratuvarlarda, sosyal hizmet birimlerinde 7/24 hizmet veren isimsiz kahramanların hakkının teslim edilmesi mücadelesiydi. 2025’te ek protokollerle aldığımız her kuruş artış, sizin sahadaki dik duruşunuzun bir sonucudur.
İşçinin en büyük kanayan yarası olan adaletsiz vergi dilimleri, 2025 yılı boyunca ana gündem maddemiz oldu. Yılın başında aldığımız maaşın yıl sonunda erimesine izin veren bu çarpık düzeni ifşa ettik. “Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi” ilkesinin adil bir düzen olacağını hatırlattık. Bizler, devleti ayakta tutan vergileri veren kesimiz; ancak bu yükün sadece işçinin sırtına yüklenmesini kabul etmedik. Vergi dilimlerinin güncellenmesi ve işçinin üzerindeki bu yükün hafifletilmesi için gerçekleştirdiğimiz eylemler ve kitlesel basın açıklamaları, 2025’in en önemli sendikal hamleleri arasındaydı.
2025 yılı, üniversite hastanelerinde çalışan arkadaşlarımızın geriye dönük hakları, ikramiyeleri ve görev tanımları konusunda ardı ardına hukuk zaferleri kazandığımız bir yıl oldu. “İşçi hakkını alana kadar biz uyumayacağız” dedik ve uyumadık. Sosyal hizmet birimlerinde, o zorlu koşullarda, devletin şefkatli elini topluma uzatan üyelerimizin çalışma şartlarını iyileştirmek için bakanlık düzeyinde yürüttüğümüz mekik diplomasisi, meyvelerini vermeye başladı. Taşeron sisteminden kalan kırıntıların temizlenmesi ve gerçek bir kadro düzenlemesi için verdiğimiz mücadele, 2026’da da önceliğimiz olmaya devam edecek.
Değerli arkadaşlarım, biz sadece bugünün sorunlarıyla uğraşmıyoruz; yarının sendikacılığını da inşa ediyoruz. TÜRSAM ve Emek Akademisi projelerimizle, temsilcilerimizi akademik düzeyde donatıyoruz. 2025 yılı boyunca düzenlediğimiz eğitim toplantılarında gördüğüm kararlılık, bana bu davanın ne kadar sağlam temeller üzerinde olduğunu bir kez daha gösterdi.
2026 yılına girerken önümüzde devasa bir ajanda var. Tayin hakkı alamayan kardeşlerimizin hasreti, 696 sayılı KHK’nın yarattığı mağduriyetlerin tamamen silinmesi ve insanca yaşam standardının tüm iş yerlerinde hakim kılınması için kollarımızı şimdiden sıvıyoruz.
Bizler; ameliyathanelerde, hasta yataklarının başında, çocuk evlerinde, yaşlı bakım merkezlerinde bu ülkenin vicdanını temsil ediyoruz. Bizim emeğimiz olmazsa, hayat durur. Bu gücümüzün farkındayız ve bu gücü sadece üyelerimizin refahı için kullanmaya yeminliyiz.
Değerli dava arkadaşlarım; 2026 yılına girerken önümüzde hala aşılması gereken engeller, çözülmesi gereken “taşeronun kadro sorunları” ve “tayin hakkı” gibi temel problemler duruyor. Ancak 2025’te gösterdiğimiz o muazzam dayanışma ruhu, geleceğe dair en büyük teminatımızdır. Kimse moralini bozmasın, kimse kendini yalnız hissetmesin. Bu çatı altında her bir emekçinin sesi yankılanmaya devam edecektir.
Bu duygu ve düşüncelerle; 2025 yılında sergilediğiniz sarsılmaz duruş için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, 2026 yılının sağlık emekçilerinin yüzünün güldüğü, sofrasının bereketlendiği ve emeğin tam karşılığını bulduğu bir yıl olmasını diliyorum.
Birlikte Daha Güçlüyüz, Birlikte Kazanacağız!
Hakan TOY
Genel Başkan
Türkiye Sağlık ve Sosyal Hizmet İşçileri Sendikası
Genel Merkez Yönetim Kurulu Adına